Sevgilim ben şimdi büyük bir kentte seni düşünmekteyim.
Elimde uçuk mavi bir kalem cebimde iki paket sigara.
Hayatımız geçiyor gözlerimin önünden.
Çıkıp gitmelerimiz, su içmelerimiz, öpüştüklerimiz.
Ağlarım aklıma geldikçe gülüştüklerimiz.
Çiçekler, çiçekler, su verdim bu sabah çiçeklere,
O gülün yüzü gülmüyor sensiz.
O köklensin diye pencerede suya koyduğun devetabanı,
Hepten hüzünlü bu günlerde.
Gür ve çoşkun bir günışığı dadanmış pencereye.
Masada tabaklar neşesiz.
Koridor ıssız.
Banyoda havlular yalnız.
Mutfak dersen - derbeder ve pis.
Çiti orda duruyor, ekmek kutusu boş.
Vantilatör soluksuz, halılar tozlu.
Giysilerim gardropda ve şurda burada.
Memo’nun oyuncak sepeti uykularda.
Mavi gece lambası hevessiz.
Kapı diyor ki açın beni kapayın beni.
Perdeler gömlek değiştiren yılanlar gibi.
Radyo desen sessiz.
Tabure sandalyalardan çekiniyor.
Küçük oda karanlık ve ıssız.
Her şey seni bekliyor her şey gelmeni.
İçeri girmeni.
Senin elinin değmesini
Gözünün dokunmasını
Ve her şey tekrarlıyor
Seni nice sevdiğimi.
Cemal SÜREYA - Sevgilim Ben Şimdi
(Kaynak: cileklibisey, eksikcumleler gönderdi)
“Bütün yakınlaşmalar, bütün birleşmeler yalancıdır. İnsanlar ancak muayyen bir hadde kadar birbirlerine sokulabilirler, üst tarafını uydururlar; ve günün birinde hatalarını anlayınca, yeislerinden her şeyi bırakıp kaçarlar.”
-Ali, Sabahattin. Kürk Mantolu Madonna.
(eksikcumleler gönderdi)
Sen benim eş ruhumsun
Unutmuş olsan hissederdim
Unutmuş olsan yanımda durmazdı her sabah hayalin
Seni görmek için geri geldim,
Sen gideli çok olmuş..
(Kaynak: bogurtlensarabi)
“Biz her seye, esirgeyen ve bagislayan, çokça esirgeyen ve çokça bagislayan, hep esirgeyen ve hep bagislayan Rabbin adiyla baslayan adamlariz Anna.
Büyücülerin, haramilerin, borsacilarin, reklamcilarin, korsanlarin, isgalcilerin, bankacilarin elinden kurtulmamiz da bundan.
Sanayi devriminde bile, karanlik, rutubetli, çok bagirisli, çok nefessiz, çok sabahsiz, çok asksiz, çok çiçeksiz, çok nesesiz, çok kitapsiz bir fabrikada hayatta kaldik sirf bu yüzden.
Piyasalarin hinçla dolu inis çikislarina kalbimiz dayaniyor bir sekilde. Kalbimiz derken, ilk gençligimiz, sakalimiz, bir kasetiniki yüzüne de ardarda kaydedip dinledigimiz sarkimiz diyorum aslinda.
Iste böyle yasiyoruz ve yasamak da sana dair uzayip giden bir özleme dönüsüyor.
Insaf et Anna!
Gidelim buradan.
Senin masumiyetini, bilgelik zamanlarindan kalma sirlari, dünyanin bütün sabahlarini yanimiza alip da gidelim.
Hesap etmeden, haritaya bakmadan gidelim.
Ölelim diyecektim az kalsin. Ölmeyelim. Hiç ölmeyelim Anna.
Sarilalim diyecektim az kalsin. Içimden böyle seyler de geçiyor iste. Sarilalim, dudaklarin…
Tamam sustum.
Gitmek istemezsen bir siir miktari kadar otursak diyorum. Siir kalsin istersen, sadece otursak. Oturmasan da olur benimle, sadece ellerimi tut. Ellerimi tutma dilersen sadece yüzüme bak. Yüzüme bak ama Anna, yüzüme bak. Gözlerime bak, gözlerimin içine bak.
Gözlerim biraz karanlik. Içinde cenkler, ayinler, kesik damarlar, kapilari yumruklayislar, cipralexler, Turgutlar, Edipler, Sezailer, siyahlar, beyazlar, uykusuzluklar, bitmeyen basagrilari, bildirilerin öfkesi, duvarlara uzun dalmisliklar var.
Gözlerim biraz yorgun. Içinde bekleyisler, bekleyisler, bekleyisler, bekleyisler, bekleyisler, bekleyisler…
Bekleyisler Anna. Köylü çocuklarin parasiz yatili sonuçlari mesela. Nisanlisi askerde kizlar, kizi ölüm orucundaki baba, babasi tersanede ogul, oglu sizofren anne.
Hepsini sayamam gerçi, utançlarim da var. Ama geçecek hepsi, geçecek. Sifali gözlerin her seyi iyi edecek.
Gözlerimin içine bakmaktan korkma Anna.
Sen adimini attigin andan itibaren Hira dinginligine dönüsecek ortalik.
Tanri bizimle de konusur belki.”
Tarık Tufan - Anna